
Önümüzdeki 100 yil içinde sanayi devrimlerinden beri görülen 0,8 derecelik artisin 2 dereceye çikmasi durumunda, eko sistemin büyük tehlikelerle karsi karsiya kalacagi, bunun da önemli tarimsal kayiplara, su sikintisi çekilmesine, bas edilmesi zor saglik sorunlarina neden olabilecegi üzerinde duruluyor. Dünyadaki mercan resiflerinin ve yagmur ormanlarinin yokolmasi durumunda ise dünyada nefes alinmasi güç bir sistem hüküm sürmeye baslayacak.
Dünya
buzul çagina mi dönecek?
Küresel
isinmanin ortaya çikarabilecegi sonuçlar üzerinde yapilan
çalismalarda,bunun uzun vadede dünyanin yeni bir buzul çagina
girmesi ile sonuçlanabilecegi söyleniyor. Önce akillarda
olusan su sorunun cevabini vermek gerekiyor: "Küresel
isinma nasil oluyor da bir buzul çaginin tetikleyicisi haline geliyor?
" Isinma ve buzul çaginin görece zitligina ragmen,
bu konu hakkinda bilim adamlarinin yaptigi açiklamalar son derece ikna
edici.
Dünyanin
farkli bölgelerindeki, farkli iklim kosullarinin olusmasinda Kuzey Atlantik'tan
geçen Gulf Stream sicak su akintisi son derece etkili oluyor.
Gulf Stream, Kuzey Atlantik'i isitiyor. Karalari isitirken soguyan tuzlu su,
yogunlasarak okyanusun derinliklerine daliyor. Bu hareket, dünyanin bütün
okyanuslarindaki su akintilarina etki ediyor.
Küresel isinmayla beraber, Kuzey Kutbu'ndaki buz kütlelerinin erimesiyle ortaya çikan ve okyanusa akan tatli su, küresel akintiya karisiyor. Soguk tatli su yüzeyde kaldigindan, Gulf Stream'i sogutarak kesintiye ugratiyor. Bu da küresel okyanus akintisinin bu noktada kesintiye ugramasina neden oluyor. Bu durum ise iklimin, soguma yönünde hizli bir degisime ugramasi sonucunu ortaya çikariyor. Bu sicak su akintisinin tamamen kesilmesi durumunda, Avrupa ve Kuzey Amerika'da sicakliklarin 30 yil içinde 5 derece düsecegi öngörülüyor. Bu hizli soguma ise, bazi yorumlara göre yeni bir buzul çaginin baslamasini tetikleyen önemli bir etken olarak dünyanin karsisinda duruyor.
Yaptigi arastirmalarla BM'nin küresel isinma konusundaki arastirmalarina destek veren Çanakkale ün. Fen Fak. Cografya bölüm baskani Doç Dr. Murat Türkes, dünyanin 1000 yillik tarihine bakildiginda, hiçbir dönemde son 100 yilda görülen global isinma oranina restlanmadigini söylerken, bunun tek nedeninin insan faktörü oldugunu söylüyor.
"Yarindan
Sonra" filmindeki gibi bir duruma rastlanma ihtimali çok zor.
Ama bu, böyle bir ilerleme olmayacak anlamina gelmiyor. Bu tip deniz
ilerlemeleri 50-100 yillik süreçlerde gerçeklesebilir.
Zaten isin kaotik, ön görülemeyen yani da burasi. Sadece gözlemlere
dayanilarak, 20. yy.'da okyanuslarin 20 cm. yükseldigini söyleyebiliriz.
Ama bundan emin olamayiz. Yani küresel isinmainin birbirini tetikleyen
sonuçlarinin ne hizda ve boyutta ortaya çikacagini kesin bir
dille söyleyebilmenin imkani yok."
Son 15 yil felaketin habercisi
Doç
Dr. Murat Türkes (Çanakkale ün. Fen Fak. Cografya bölüm
baskani) ile 28.02.2005 tarihinde Tempo dergisinde yayinlanan röportajdan
alinmistir.
20. yy.'da küresel ortalama yüzey sicakligi yaklasik 0,8 derece artti.Bu, bilinen bir gerçek. Çok daha önemli olan, bu artis bundan 10 yil önce beklenen artistan çok daha fazla. Ayrica, küresel olarak 1990'lar yüzyil içindeki en sicak 10 yil oldu. 1998, 0,58 derecelik artis ile en sicak yil oldu. Yapilan arastirmalar gösteriyor ki, bu gözlenen artis içinde gece sicakliklarindaki artis orani gündüz sicaklik artislarinin iki kati. Yani gecelerimiz gündüzlerimizden iki kat daha fazla isindi. Son iki yildaysa bu artis hizi çok daha kuvvetlenmis durumda.
Küresel sicaklik artisi, yagis ve buharlasma durumunu da olumsuz yönde etkiliyor. Yagis, Kuzey yarimküre'nin orta ve yüksek enlem bölgelerinde her 10 yilda bir %10 artarken; içinde Dogu Karadeniz havzasi'nin da bulundugu Türkiye'de, her 10 yilda yüzde 3 oraninda azalmis durumda.
Tüm bu gercekler göz önüne alindiginda, atmosfere birakilan sera gazlarinin kontroli esasina dayanan Kyoto protokolünün tüm kurallari hemen bugün isletilmeye baslansa bile, olumlu sonuclarinin bir anda görmenin imkani yok. Çünkü atmosfere birakilan bu gazlarin abzorbe edilmesi için gereken süre 50 ile 200 yil arasinda degisiyor. Ancak tüm dinyadaki sera gazlari saliniminin yüzde 25'ini ABD'nin gerçeklestirdigi düsünülürse, bunun ne kadar geri dönülmez bir durumda oldugu net bir sekilde ortaya çikiyor.
Türkiye'nin
yakin gelecegi
Kuzey Afrika
Son 70 senede ortalama sicakliklar 2,5 derece artarken, yagis miktari her 10 senede %3 oraninda azaldi. Kutuplardaki buzullarin erimesiyle ortaya çikan deniz seviyesindeki yükselme, 70 yillik süreç içinde, iç tarafi denizlerle çevrili olan Türkiye'nin sular arltinda kalmasina neden olabilir.
Dünyada ortalama hava sicakligi son 100 yilda 0,8 derece artmis durumda. Bu artisin 2070 yilina kadar 1,4 dereceye çikmasi bekleniyor. Bu artis, Kuzey Kutbu'ndaki tüm buzullarin erimesi anlamina geliyor.
Türkiye'de
ise sicakliklar son 70 yilda 2,5 derece artmis durumda. Bu sicaklik artisinin
devam etmesi durumunda, ülkenin gelecegi Kuzey Afrika'da görülen
iklim tiplerine benzeyecek. Yagis, Kuzey Yarimküre'nin
orta ve yüksek enlem bölgelerinde her 10 yilda bir % 10 artarken,
içinde Türkiye'nin bulundugu Dogu Akdeniz Havzasi'nda ve subtropikal
karalarin önemli bölgelerinde ise her 10 yilda %3 oraninda azaliyor.
Bu azalmaya bagli olarak, yakin bir gelecekte topraktaki
nem orani düserken, tarim alanlari bu kayipla dogru orantili olarak ve
hizli bir vermlilik kaybetme sürecine girecek.
Küresel isinmaya bagli olarak bazi bölgelerde 8o cm.'lik seviye
artislari, Türkiye'yi de vuracak. Önemli turizm yatirimlarinin yapildigi
kiyi bölgeleri, önümüzdeki 50 yil içinde sular
altinda kalma tehlikesiyle karsi karsiya.

Bunun yaninda, hemen yanibasimizda devam eden petrol kaynakli savaslarin, gelecekte su savaslarina dönüsme ihtimali de söz konusu. Bu da su kaynaklari acisindan zengin olan Türkiye'yi açik bir hedef olarak ortaya koyuyor.
Laboratuvar ortaminda gelecegin olasi senaryosu
Küresel
isinmanin gelecekteki etkileri konusunda çalisan ABD'li bilim adamlari,
Arizona Çölü'nde olusturduklari yapay bir ekosistem içinde
bu etkileri gözlemlediler. "Biyosfer
2 " adini tasiyan dünyanin en büyük ekolojik projesi,
ismini çölün ortasinda olusturulan dev yapidan aliyor.
13 bin
metrekarelik bir alan üzerinde olusturulan yapay ekosistem, kapilarini
siki sikiya kapatmis dev bir seraya benziyordu. 1990'larin basinda ilk adimiolusturulan
projede, 2 yil boyunca içerideki 8 kisiye hayat imkani saglayacakti.
Burada küçük derecikler akiyor, bitki örtücükerli
gelisiyor, buharlasma-terlemeye bagli yagmurlar yagiyordu. Bütün
besin maddeleri yapinin içinde üretiliyordu.
Denemeler sona erip de kapilar açildiginda, insanlar
içeride islerin hiç de planlandigi gibi gitmedigini gördü:
Içerideki oksijen orani %14'e düserek, deniz seviyesi'nden 5.300 metre yükseklikteki düzeye inmisti. Karbondioksit konsantrasyonunda eni yükselmeler olmus, azot oksit miktari ise insan beyninde hasara yol açacak oranlara ulasmisti. Temiz su saglayan sistem kirlenmis, "Biyosfer 2" de yasayan 25 omurgali canli türünden 19'u yok olmus, bitkilerin tozlasmasini saglayan böceklerin tamami ölmüs, göllerdeki yosunlar asiri büyümüs ve gida bitkileri sarmasiklara sarilip bogulmustu. " Biyosfer 2" deki delaketler bununla da kalmamis, tüm tesisi karincalar, çekirgeler ve hamam böcekleri istila etmisti.
DÜNYAYI
VE
TÜRKIYE'YI
NELER BEKLIYOR?